![]() |
Ayşe Gülsüm (Ayşe Gülsüm) |
![]() |
İlyas Uçar (İlyas Uçar) |
![]() |
Beesholoutt (Beesholoutt) |
![]() |
celalceylan (celalceylan) |
![]() |
Tuppyniny (Tuppyniny) |
![]() |
TurkBeyi (Abdurrahim) |
![]() |
Yusuf İslam (Yusuf İslam) |
![]() |
asuman (asuman) |
![]() |
goktugra (göktuğ turan) |
![]() |
gülden (Gülden) |






![]() | Bugün | 4439 |
![]() | Dün | 3260 |
![]() | Bu Hafta | 7699 |
![]() | Geçen Hafta | 30314 |
![]() | Bu Ay | 27053 |
![]() | Geçen Ay | 98120 |
![]() | Toplam | 825261 |
| Toplam Üye | : | 788 |
| Son Üyemiz | : | Beeshol... |
| Kategori | : | 275 |
| İçerik Okunma | : | 1314768 |
| İçerik | : | 4491 |
‘Siyasi olmayan bir roman düşünemiyorum’ Romanın kahramanı Neşet İlhan "Bir başkasının hayatını anlatmak çok zor, onun yazdığı amel defterini çalışmak çok tehlikeli bir girişim." diyor. Bu tehlikeli girişimi sizin için çekici kılan neydi?
Benim bütün romanlarımda söylediğim bir söz var. Bu Sartre'ın Gide'e yönelttiği bir soru: "Bir insanı nereye kadar tanıyabiliriz?" Bence, bir insanı tam anlamıyla tanıyamayız, öğrenemeyiz... Belki de hiç tanıyamayız. İnsan, kendini -bile- yaşamı boyunca öğrenmeye, tanımaya çalışır. Çoğunlukla bunu başaramaz. Romandaki Neşet İlhan bir başkasının yazdığı defterden o insanı tanımaya çalışırken, yazılanla tanık olduğu gerçek yaşam arasında gidip geliyor ve iki olgu arasında kuşkulara kapılıyor. Bir anlamda kendi hayatını sorgulamaya, yaşadıklarından, yazdıklarından ve öğrendiklerinden kuşku duymaya başlıyor. Bu, onun için tehlikeli bir girişim, çünkü rahatı kaçıyor, ülkenin ve insanın ona öğretildiği gibi olmadığını fark etmeye başlıyor. Neşet İlhan'ın öğrenmeye çalıştığı Galip Işık ise anılarını yazdığı defter sayesinde suçlarını, yanlışlarını söylemiş, kendini loş bir hayatın içine çekmiştir. Yazarı yani İbrahim Yıldırım'ı bu tehlikeli girişime iten nedenler ise ülkesini, insanları biraz da olsa bu roman kahramanları üzerinden tanımak istemesi…
Bir dönemi anlatmak için neden roman-gerçek formunu tercih ettiniz?
Roman-gerçek formu, romanın kahramanı Neşet İlhan'ın uygulamaya çalıştığı bir yöntem. Roman- gerçek 1970 yılında Oscar Lewis'in o zamanlar çok ses getiren İşte Hayat adlı kitabıyla gündemimize gelmişti. Neşet İlhan da o devirde yazmaya başladığı için ona benzer bir şey yapmak istiyor. İbrahim Yıldırım'ın böyle bir kaygısı yok, bu kaygı Neşet İlhan'a ait.
Ölü Bir Zamana Ağıt, Türkiye'deki kötü bir siyasi süreci anlatsa da bir siyasi roman değil, edebi zevkten taviz vermiyor. Bu, romanda da söylediğiniz gibi, "Bir yazarın bilgilerinin kölesi olması çok kötü, üstelik roman için bu çok tehlikeli." ilkesinin bir tezahürü mü?
Tam da söylediğiniz gibi. Burada bir paradoks da var, çünkü Neşet İlhan bilgilerinin kölesi olmaktan kurtulamayan bir adam… Karakteri incelendiğinde onun bir "atelofobik" yani mükemmeliyetçi olduğu anlaşılacaktır. Her şeyi merak eden; her şeyi öğrenmek, eksiksiz yapmak isteyen biri Neşet İlhan. Bir şeyin peşine düştüğü zaman onu bütün yönleriyle, ayrıntılarıyla kavramak istiyor. Bu yüzden her şeyi yarım bırakıyor, hiçbir şeyi tamamlayamıyor. Bu bir saplantı ve bir tür rahatsızlık. Bunu öncelikle görmek gerek. Diğer yandan roman kendiliğinden siyasi bir türdür. Siyasi olmayan bir roman düşünemiyorum. Sıradan bir aşk romanı bile siyasidir, ideolojiktir; nasıl okunduğuna bağlı… Üstelik Ölü Bir Zamana Ağıt, Türkiye'nin çalkantılı ve bugününü belirleyen bir dönemini anlatıyor. Ancak merkezde 12 Mart olmasına karşın çok fazla derine inilmiyor. Çünkü o dönemde aydınlarımızın çoğu başlarına ne geleceğinin farkında değiller. Öte yandan, ben romanlarımda İbrahim Yıldırım'ın siyasi düşüncesini ön plana çıkartmıyorum, çünkü bunun çok yanlış olacağına, romanın hakikatine ters düşeceğine inanıyorum.
Geçmişe ait bazı hırpalayıcı ve ürkütücü olayların- insanı en azından hüzünlendirmesi gerekirken tuhaf bir şekilde barbar bir coşkuya dönüştüğü tespitini yapıyorsunuz. Daha önce kaleme aldığınız Eylül'den Sonra üçlemesi ve Vatan Dersleri bu duruma isyanın sonucunda mı ortaya çıktı?
Burada bir eleştiri var aslında. Biz, geçmişi- başımıza gelmiş kötü şeylerden kurtulduğumuz için- neşeyle hatırlarız, hatta olan biteni hatırlayıp eğleniriz. Geçmişte yaşadığımız bütün o tuhaflıklardan, kötülüklerden kurtulduk diye sevinçliyiz, huzurluyuzdur. Romanda ise "geçmiş en az gelecek kadar tehlikelidir" tespiti var. Vatan Dersleri'nde geçmişi algılamamadan, ne olup bittiğini anlamadan bugüne bakmanın doğru olmadığı, bunun en azından belirsiz gelecek kadar tehlike üreteceği söyleniyor. Ve bu, yarım kalmış bir aydın olan roman kahramanın ağzından anlatılıyor. Burada bütün sorun, doğru algılanmayan, öğrenilmeyen geçmişin tehlikeli olması ve aydınlarımızın geçmiş yorumlarının hep eksik kaldığı. Geçmişten kurtulmuş olmaya sevinmek değil, geçmişi anlamak gerekiyor.
Türk edebiyatının yaşanılan bu acı dönemlere yeterince ışık tuttuğunu söyleyebilir miyiz?
Çok başarılı romanlar var, taraflı romanlar da var. Benim de Eylül'den Sonra diye adlandırılan üç romanım yayımlandı. Ben bu romanlarda 12 Eylül'den sonra yaşananları, bu dönemin bireyler üzerindeki etkisini, travmayı anlatmaya, o dönemi anlamaya çalıştım. Bence bir dönemi belirli görüşler, ideolojiler doğrusunda aydınlatmak, anlatmak değil; anlamak önemli. Çünkü belirli bakış açısının güdümünde ve anladığını sanıp yazmak çok tehlikeli. Geçmiş işte bu noktada tehlike üretemeye başlıyor.
Romanda anlatılan 70'li yıllar salgın kolera, çatışmalar ve yokluklar arasında yaşanıyor. Odun külü rengi, kan, eter, çürük su kokusu. Günümüzdeki yaşadığımız olayları da düşünürsek ülkemizin rengi ne sizce?
Ölü Bir Zamana Ağıt'ta renk aslında Sümbüli. Bir tufan bekleniyor. Sümbüli havadan sonra genelde yağmur yağar ve hava rahatlar. Romanda yağmur yağsa da o beklenen yağmur değil. Türkiye'nin havası bugün de aynı: Sümbüli! Havayı değiştirmek, bu renkten kurtulmak gerek. Çünkü Türkiye toplumu değişimi önceleyen değişimi isteyen bir toplum. Romancı buna yardımcı olmalı. Ama roman denen türün hakikatini unutmadan, edebi olandan asla ödün vermeden… Öte yandan romanın, öykü ve şiirden daha kitlesel bir tür olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla romancıya, anlamak, tartışmak gibi görevler düşüyor. Bunu en azından kendisi için yapmalı. Öte yandan, kesinlikle romanın toplumu değiştirecek bir yazın türü olduğunu söylemiyorum / söyleyemem! Çünkü romanlar yazılmasa da toplum doğal gelişimini sürdürür. Ben yalnızca iyi romanlar yazarak, yardımcı olmaktan söz ediyorum.
"En güzel romanları cahil romancılar yazıyor, en işe yaramaz ama süslü bilgileri hiçbir şeyin farkında olmayan aydınlar veriyor." cümlesinde kendini hissettiren ve roman boyunca devam eden bir niteliksiz aydın eleştirisi var…
Bir önceki romanda aydın eleştirisi daha yoğundu. Bu romanda da aydınlar, yaklaşmakta olan tufanı fark etmedikleri, geçmişi anlamaya çalışmadıkları, geleceğe sağlıklı bakmayı öğrenemedikleri için eleştiriliyor.
Dini motiflerle romanda çok sık karşılaşıyoruz. Kaybedilmemesi gereken ümit, inançla canlı tutulmaya çalışıyor.
Böyle söylenebilir. Böyledir de! Öte yandan çok başka, yabancı olduğu hayatı anlamaya çalışan bir adamın açmazları da söz konusu. Neşet İlhan, Şehremini Kocamustafapaşa hattında bir eve gittiği zaman, ona sunulan, önerilen hayatın dışında hayatlar da olduğunu ürkerek kavrıyor. Vatan Dersleri'nin ilk romanını yazarken Anadolu'nun birçok şehrini gezdim; ama İbrahim Yıldırım olarak değil, roman kahramanı olarak… Ve Neşet İlhan'ın gözünden Anadolu'ya başka türlü bakmaya çalıştım. Hayat çok farklıydı. Neşet İlhan'ın da anlamaya çalıştığı bu. Ondan uzak tutulan şeyleri Galip Işık'ın hayatına girerek öğrenmeye çalışıyor. O insanların umutları var. Kaybolan çocukları gelsin diye her gün dua ediyorlar, Yasin-i Şerif okuyorlar. Bu umudun ta kendisidir, yaşama tutunmanın ta kendisidir.
Genel olarak romanlarınızda iç içe metinler, tarihler ve hayatlar yer alıyor. Böyle katmanlı bir kurgunun amacı ne?
Roman zaten -bence- çok sesli olmalı. Böyle düşünüyor ve bunun için çalışıyorum. Öte yandan Türkiye gibi bir karnavallar ülkesini anlayabilmenin, tartışabilmenin en geçerli yolunun çok seslilik olduğu kanısındayım. Ayrıca roman denen türün bir belleği olduğuna inanan, bu belleğe sahip çıkmak isteyen bir romancıyım. Benim için Cervantes de önemli, çok genç bir yazar da. Hepsinin yazdıklarının romanın belleği içinde yer aldığını düşünüyorum. Bir de benim tercihlerim var; sanırım zor olan şeyleri seviyorum ve insanlar romanı bitirdikleri zaman, kendileri de bir başka üretime girsinler, başka şeyler düşünebilsinler istiyorum. Başarılı mıyım, başarısız mıyım, bunu bilemem!
İbrahim Yıldırım, romanlarında neden bir gölge yazar olmayı tercih ediyor?
Bunun adı aslında işi dışarıdan bir başka yazara bırakmak... O başka yazarın yaptığı işi, İbrahim Yıldırım olarak düzenlemek, bir tür duvar işçiliği yapmak ise benim görevim. Tabiî ki gerçekte durum bu değil. Sonuçta kitaptaki her şey İbrahim Yıldırım'ın kaleminden çıkıyor. Fakat bu yöntem bana; konuya-kahramanlara belirli uzaklıktan, serinkanlı bakma imkânı sağlıyor. Böylece yazılan metne soğukkanlı davranabiliyor, acımadan kendimi eleştirebiliyorum. Bundan dolayı en az yazdığım kadar metni, romandan dışarı çıkarıyorum. Örneğin, Ölü Bir Zamana Ağıt defalarca yazıldı. Eğer belirli bir ayıklama yapılmamış olsaydı en azından 600-700 sayfalık bir roman olacaktı. Gölge yazar yöntemiyle İbrahim Yıldırım, bir anlamda İbrahim Yıldırım'ın editörü oluyor.
Yazarlığa öyküyle başladınız, romanla devam ediyorsunuz. Bu bağlamda öykü-roman ilişkisi için neler söylersiniz?
Öykü çok önemsediğim bir tür. 1987'de arkadaşlarımla birlikte Yaşasın Edebiyat adında bir öykü dergisi çıkarttım. Son dönemlerde Eşik Cini dergisine katkıda bulundum. Öykü okumak ve yazmak beni çok mutlu ediyor, bir anlamda doyuruyor, zihnimi açıyor. Ama ben romancıyım, arada öyküler de yazıyorum. Önümüzdeki aylarda bir öykü kitabı hazırlayacağım ve üç kitap uzun öyküden oluşacak. Roman ister istemez belirli bir noktaya getiriyor insanı; hep roman yazar gibi düşünmeye başlıyorsunuz. Aslında romanlarımda küçük küçük öykücükler var ama roman başka bir şey. Öykü sayfadır, roman kitaptır. Bütün türler edebiyatın zenginliği için çok önemlidir ama yinelemek isterim; ben öyküler de yazan bir romancıyım.
Zaman zaman öykü adacıkları, zaman zaman şiirsel bir anlatım, halk diliyle söyleyişler ve aynı zamanda modern terimler... Nasıl bir dil oluşturmaya çalışıyorsunuz?
Yazının ve romanın istediği, ihtiyaç duyduğu şeyleri yapmak için çalışıyorum. Öte yandan şuna dikkat etmek gerekiyor. 1970'li yılları anlatıyorsunuz diyelim; o sıralarda kullanılmayan kelimeleri kullanmak, o zaman moda olmayan bir elbiseyi birine giydirmek gibi olur. Dahası, dönemin atmosferini verebilmek için dil konusunda belirli bir çaba sarf etmeniz gerekiyor. Karakterlerin de belirli özellikleri var. Onların hangi kelimeleri kullanıp kullanamayacağını düşünmeniz gerekiyor. Bir entelektüelin veya bir aydının kullandığı kelimelerle, kurduğu cümlelerle eğitimsiz bir insanı konuşturamazsınız. Bütün bunlara dikkat ediyorum. Genellikle temiz ve duru bir dilim olmasına ve abartıya kaçmamaya dikkat ediyorum.
Bazı yazarlar neredeyse her yıl bir kitapla okuru selamlıyor. İlk öykünüzü yayımladığınız 1975 yılından günümüze baktığımızda İbrahim Yıldırım'ın okuyucuyu çok fazla selamlamadığını görüyoruz. Bunun nedeni "Sözcükleri tek tek tartan, ince ince cümleler dokuyan öykücüler soyundan" gelmeniz mi?
1987'de ilk kitabım çıktı. Hayat mücadelesi o kadar yoğun gidiyordu ki, bir dönem sessiz kaldım. Bu benim edebiyattan koptuğum anlamına gelmiyor. Ben bu zamanı uzun bir hazırlık dönemi olarak değerlendiriyorum. Her yıl bir kitap olmadı ama 2000 yılından sonra bu hazırlığın sonuçları peş peşe gelmeye başladı.. Bu tarihten itibaren baktığımızda beş roman ve bir hikâye kitabı yayımladım… Aslında benim için verimli. Çünkü kılı kırk yararak yazıyorum, müşkülpesent bir tarafım var, genellikle de yazdığından memnun olan biri değilim. Birilerinin yazdıklarımı, "Bitti!" deyip elimden alması gerekiyor. Evet, tartıyorum, ölçüp biçiyorum, buna düzyazıda bir vezin arayışı da denilebilir. Tabii, bunu romanda yapmak her zaman mümkün olmuyor; öyküde daha kolay yapılabilecek bir şey bu.
Sizin iki de e-kitabınız var. Dünyadaki e-kitaba yönelişi ve bu tercihinizi konuşalım biraz da…

| < Önceki | Sonraki > |
|---|